Hayat verenler, yeniden hayata dönenler
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Sağlık
Bayındır Hastaneleri Köşesi
Beslenme
Kalp-Damar Hast.
Genetik
Cinsellik
Stres
Kanser
AIDS
Sigara
Erkek Sağlığı
Kadın Sağlığı
Çocuk-Bebek Sağ.
Diğer Hastalıklar
Kuş Gribi haberleri
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Sağlık » Diğer Hastalıklar

Hayat verenler, yeniden hayata dönenler

Organ bağışında dünya ortalamasının çok altında olan Türkiye’de rakamlar iç açıcı değil. 48 bin hasta organ bekliyor, her yıl 7 bin kişi organ beklerken ölüyor. NTVMSNBC bağışladıkları organlarla hayat veren ve hayata yeniden merhaba diyenlerle konuştu.


 DİĞER HABERLER

  SAĞLIK - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 14:42 TSİ 07 Kasım 2008 Cuma

İSTANBUL - Organ bağışını artırmak amacıyla 3-9 Kasım günlerinde kutlanan Organ Bağışı Haftası başladı. Sağlık Bakanlığının 2007 verilerine göre, Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı 48 bin. Ölenlerin ancak yüzde 40’ının yakınları organ bağışını kabul ediyor. Bu da yılda milyonda 3 kişi demek, bu rakam yılda 6 ile 7 bin kişinin organ beklerken ölmesi anlamına geliyor. Organ bekleyenlerin yaş ortalaması da oldukça düşük. Örneğin böbrek hastalarının yüzde 50’sine yakınını 5 ile 40 yaş arası kişiler oluşturuyor. Trafik kazasında ölen eşinin organlarıyla dört kişiye hayat veren İlknur Gül,”O insanları gördükçe eşimin yaşadığını hissediyorum, sanki bir an eşim de buradaymış, yanıbaşımdaymış gibi geliyor” diyor. 18 yıl diyaliz makinesiyle yaşayan ve babasının böbreği ile hayata dönen İpek Meral ise “Bir insan 11 insan demek. Bir insanın iki korneası, iki böbreği, ikiye bölünebilen karaciğeri, pankreası, ince bağırsağı ve kalbi var. Siz öldükten sonra organlarınız toprağın altında eriyip çürüyeceğine 11 kişi hayata dönsün” diye konuşuyor.
Haberin devamı

Nejdet Gül, Ekim 2007’de motosikletiyle ticari bir taksiye çarptı. Ağır yaralı olarak Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı, kısa sürede beyin ölümü gerçekleşti, üç gün sonra da hayatını kaybetti. 39 yaşında yaşama veda eden Nejdet Gül, karaciğeri, böbrekleri ve kalbiyle 4 kişiye hayat verdi. Nejdet Gül’ün eşi İlknur Gül, bağış kararını eşinin ailesi ile birlikte aldıklarını söylüyor, “Eşimin böyle bir vasiyeti yoktu ama eminim ki o da aynı şeyi isterdi” diyor:

ORGANLARINIZI CENNETE GÖTÜRMEYİN, HAYAT VERİN
“Kendisi sağlığında motosiklet grubu ile sık sık hayır kurumlarını ziyaret eder, sık sık da kan bağışında bulunurdu. Biz de böyle bir şey isteyebileceğini düşündük ve onun adına karar verdik. Organ bağışı kampanyasında “organlarınızı cennete götürmeyin, hayat verin” diye bir slogan vardı, ben de öyle düşündüm ve eşimin organlarının başkalarında hayat bulmasını istedim. Bir taraftan hayat arkadaşımı, sevdiğim adamı toprağa verirken bir taraftan da dört insana can verdiğimizi bilmek gerçekten çok güzel bir duygu. Ben kendim için de aynı şeyi düşünüyorum, öyle bir pozisyonda olsam, yakınlarımın benim adıma karar verip organlarımı bağışlamalarını isterim.”

Tüm yönleriyle organ bağışı

EŞİM YANIBAŞIMDAYMIŞ GİBİ GELİYOR
“Bugün eşimi kaybedişimin birinci yılı olması nedeniyle mevlit okuttum. Eşimin böbrekleriyle hayata dönen arkadaşlar da geldi. Onları gördüğümde eşimi görmüş gibi oluyorum, onların mutluğu benim de mutluluğum oluyor. Çünkü o insanları gördükçe eşimin yaşadığını hissediyorum, sanki bir an eşim de buradaymış, yanıbaşımdaymış gibi geliyor. O yüzden herkese organlarını bağışlamalarını öneriyorum.”

İpek Meral, 39 yaşında, Uluslararası nakliye şirketinde çalışıyor. 1988 yılında sarılık şüphesiyle hastaneye gittiğinde böbreklerinin çalışmadığı anlaşılmış. Mayıs 1988’de diyalize girmiş ve 24 Ağustos 2006’ya kadar yani 18 sene diyaliz makinesiyle yaşamış. İpek Meral, yaşadığı zor yılları şöyle anlatıyor:

18 YIL DİYALİZ MAKİNESİYLE YAŞADIM
“İstanbul’daki hastaneler babamın böbreğinin ancak yüzde 30 tuttuğunu, bunun da nakil için yeterli olmadığını söylediler, yıllarca böbrek bekledim, sonra tavsiye üzerine Akdeniz Üniversitesi’ne gittik ve babamın böbreğinin burada söylediklerinin iki katı uyumlu olduğu ortaya çıktı ve böylece babamdan böbrek nakli yapıldı. 18 sene çok sıkıntı yaşadım. Lisedeyken hastalandığım için eğitim hayatım yarım kaldı, üniversiteye gidemedim. Haftada üç kez diyalize giriyordum ve diyalizden sonraki günler gerçekten zor geçiyordu. En son nakil için hastaneye gittiğimde tekerlekli sandalyedeyim. Son dönemlerde artık beni kucakta götürüp getiriyorlardı.”

GÜNDE 100 GRAM SU İÇEBİLİYORDUM
Nakilden sonra hayatının tamamen değiştiğini söyleyen İpek Meral’i en çok yürümek, doyasıya su içmek ve idrara çıkmak mutlu etmiş. Bir de senede iki kez kutlanan doğum günleri:
“En önemlisi artık yürüyebiliyorum. 15 seneden fazla idrara çıkamadım, nasıl bir işlem olduğunu bile unutmuştum, 15 sene boyunca günde ancak 100 gram su içerdim, artık kana kana su içebiliyorum. Yani hayata yeniden döndüm ve normal bir insan oldum. Nakilden sonra babama daha fazla minnettarlık duydum, çünkü bana ikinci kez hayat verdi. Şimdi iki tane doğum günüm var, böbreğin takıldığı gün, yani 24 Ağustos’ta böbreğimin doğum gününü kutluyoruz, bir de 26 Ekim’de kendi doğum günümü kutluyorum.”

“Hayatım o kadar bir organa bağlı geçti ki aşka vakit ayıramadım, çünkü bu hastalıkla 16 yaşında tanıştım, hayatı da hastalıkla tanıdım. Bundan sonra hayatı bıraktığım yerden yakalamak istiyorum” diyen Meral, organ bağışı ile ilgili görüşünü şöyle dile getiriyor:

1 İNSAN 11 İNSAN DEMEK
“Bir insan 11 insan demek. Bir insanın iki tane korneası, iki tane böbreği, ikiye bölünebilen bir karaciğeri, pankreası, ince bağırsağı ve kalbi var. Yani bir kişi 11 kişiyi kurtarabilir, 11 kişiden geçtim, bir kişiyi kurtarsa bile bu çok güzel bir şey, yani siz öldükten sonra organlarınız toprağın altında eriyip çürüyeceğine 11 kişi hayata dönsün. Arkadaşlarıma organlarınızı mutlaka bağışlayın diyorum. Çünkü kimsenin garantisi yok, herkes ‘yarın benim de başıma gelebilir’ diye düşünsün ve organlarını bağışlasın.”

İpek Meral, zaman zaman mücadeleden yorulmuş ve ölüm korkusuna kapılmış ama ümidini ve yaşama sevincini korumayı başarmış:
“Böbrek bulunmayacak ve öleceğim diye düşündüğüm zamanlar da çok oldu. Çünkü yıllarca uygun böbrek bulunamadı, beş kez Çapa Tıp Fakültesi’nden böbrek çıktı diye çağırdılar ama olmadı. Zaman zaman isyan ettim, bıktım ama ümidimi kaybetmedim. ‘Hayatın peşini hiç bir zaman bırakmayacaksın, bırakırsan bu işin sonu çabuk gelir’ dedim, mücadele ettim ve kazandım.”

TÜRKİYE DÜNYA ORTALAMASININ ÇOK ALTINDA
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ ve Doku Nakli Koordinatörü Hanife Yavuz’un verdiği bilgiler ise organ bağışında Türkiye’nin pembe tablo çizemediğini gösteriyor. İşte “Tüm çalışmalara rağmen ülkemizde organ bağışlama oranı yüzde 30-35 civarında, yani dünya ortalamasının çok altında” diyen Yavuz’un sözleri:
“Diyalize giren her hasta, böbrek nakline aday hastadır. O nedenle diyebiliriz ki böbrek nakli bekleyen 45 bin hasta var ancak bunların hepsi organ nakli merkezlerine başvurmadıkları için rakam daha düşük sanılıyor. Yaklaşık 4-5 bin karaciğer, 2500- 3000 civarında ise kalp nakli bekleyen hasta var.”

BAĞIŞ YAPANLAR DEĞİL, BAĞIŞ KARTI ALANLAR ARTTI
“2007’de bir atak oldu ve organ bağışı önceki yıllara göre iki kat arttı ama 2008’de artış olmadı. Hala yeterli duyarlılıkta değiliz, organ bağışı kartı alan kişi sayısı kampanyalar sayesinde artıyor ama asıl önemli olan beyin ölümü gerçekleşmiş kadavradan bağıştır. Bunda ise herhangi bir artış yok. Türkiye’de organ bağışlama oranı yüzde 30-35 civarında, dünyada rakam değişmekle birlikte, yüzde 50-60 ve 65 gibi oranlar var. Örneğin İspanya Katolik bir ülke olmasına rağmen kadavradan organ bağışlama oranı yüzde 60’larda. Yani Türkiye’nin iki katı kadar. Bizde oranın düşük olmasının en önemli nedeni bilgi eksiliği ve endişeler. ‘Ben ölmeden organlarım alınırsa, nüfuzlu kişilere verilirse’ gibi endişeler ve dağıtım sistemine güvensizlik var. Oysaki dağıtım sistemimiz son derece güvenilir ve şeffaf.”

CANLIDAN DEĞİL KADAVRADAN BAĞIŞ
“Tıbben canlıdan ziyade kadavra donörden bağış önemlidir. Canlıdan nakil çok tercih edilmez. Dünyada tüm nakillerin yüzde 25-30’u canlıdan, yüzde 70-80’i kadavradan yapılır. Organ naklinin geliştiği ülkelerde böyledir ama bizim gibi ülkelerde yüzde 30 kadavradan yüzde 70 canlıdan yapılıyor ki bu istenmeyen bir orandır. Trafik kazaları açısından Avrupa’da birinci sıradayız, her gün kazalarda çok sayıda beyin ölümü gerçekleşiyor, yine yoğun bakım ünitelerinde çeşitli nedenlerle beyin ölümleri oluyor. Ölen insanların organlarını hastalara nakletme imkanımız var ama biz bunları bağışlamıyoruz, toprağa gömmeyi tercih ediyoruz.”

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

ayhan karabağ  - Kırşehir
05 Kasım 2008, Çarşamba 13:05  
Araştırmanızdaki görüşlere ve Emre Can"ın yazdıklarına kayılıyorum. ve diyorum ki; HAYAT KURTARMAK İÇİN KAN, HAYATI YAŞATMAK İÇİN ORGAN BAĞIŞLA.

Ayhan Karabağ  - Kars
03 Kasım 2008, Pazartesi 23:51  
Bir insanın hayatını kurtarmak, ona yaşama sevinci vermek kadar güzel ve değerli daha ne olabilir? Haberde de değinildiği gibi organlarımız toprakta çürüyeceğine organ bekleyenlere yaşama sevinci versin. Hem cennete gideceğimizin garantisi mi var? Hiç olmazsa bağışladığınız organlar kurtulsun. Ben bütün organlarımı bagışladım Haydi sağlılı insanlar organ bağışına.

Emre Can  - Balıkesir
03 Kasım 2008, Pazartesi 23:43  
Sağlıklı olamanın değerini sağlığımızı kaybedince daha iyi anlıyoruz. Organlarımız acı ceken insanların acılarını dindirse, onları hayata bağlasa kötü mü olur?

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları