Fazıl Hüsnü Dağlarca ile 1991-1992 yılları arasında bir yıl süreyle, hemen hemen her cuma Baylan pastanesinde buluştuk, söyleştik. Masada oturmuş söyleşen gazeteciliğe yeni adım atmış şiir seven biriyle, Türkçenin en büyük ozanlarından Dağlarca idi. Benim 24 yaşımın cesareti ve toyluğuyla onun 77 yaşının damıtılmışlığı ve sevecenliğinin keyifli bir alışverişiydi... Ben öldükten sonra yayınla dediği ve Söz kuşlarından kalan parıltı adını önerdiği söyleşilerden, ölümünden sonra gitmek istediği yerle ilgili kısa bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum. Gittiğin gezegende de ışığın ve şiirin bol olsun Dağlarca...
SEVDİKLERİRİMİZİN GÜZELLİĞİ ÖNCE GÖZLERİMİZİ YARATIR
- Ozan olsam sevgilime şöyle derdim: Doğa sendeki güzelliği alabilir. Alınmasızdır dizelerimdeki güzelliğin.
Video: Dağlarcaya veda
-Sevdiğiniz yaşlanıp, güzelliğini kaybettiğinde aynı dizeleri yazabilir misiniz?
-Sevdikleririmizin güzelliği önce gözlerimizi yaratır. Ne kılığa girerlerse girsinler hangi yaşta olurlarsa olsunlar gözümüzün ilk bakışı içinde yaşamalarınca değil, doğanın bütün yaşamalarında görünümlerini yinelerler.
Geçen gün konuşurken şunları söyledim. İnanmadı. İnanacağınıza söz verirseniz, o sözleri burada özetleyeceğim.
-Peki... Söz....
 |
| Fotoğraf: Garbis Özatay |
-Elimden gelse bütün yapıtlarımı, dergilerde çıkmış bütün şiirlerimi, bütün konuşmalarımı, bütün yazıları, bütün söyleşileri, bütün resimleri, yeryüzünde benimle ilgili küçük büyük ne varsa alır giderim uzak bir gezegene. Orda işime yeniden başlarım.
Niye mi diyorsunuz?
Gerçek özgürlüğümü bulmak için, gerçek özgürlüğümü yaşamak için.
TANRI, SANDIĞIMIZ KADAR ÖZGÜR DEĞİL
-Peki o gezegende aynı şeylerin olmayacağını nereden biliyorsunuz?
-Ne kadar düşüncelisiniz. En uzak bir gezegene derken bomboş bir gezegen olduğunu sezmediniz mi? Ora dolu bir gezegen, yaşlı bir gezegen, denenmiş bir gezegen, binlerce dille coğrafya ile milyarlarca yaşamayı eskitmiş bir gezegen. Burası kurallar yığını. Sevginin bile, en büyük yaratıcısı olduğu sevginin bile özgürlükle bir mine çiçeğinin değmesince kişi özgürlüğü yok. Sevgi dediğiniz doğanın genel uygulama düzeninden başka ne?
Dediğim en uzak gezegen ben oraya varmadan sanki yoktu. Varlığı sanki benimle başlıyor demek istiyorum. Bu dediklerimi bütün yazdıklarımla destanlardan, işçi şiirlerime dek en soyut şiirlerime dek nasıl istediğimi nasıl aradığımı görmüyor musun?
Hayır, tanrı olmak değil bu. Tanrı, sandığımız kadar özgür değil. Düzenin görevlisidir o. Ben yazdıklarımın ürünü olmak istiyorum. Kendine özel bir ürün.
Şimdi bir dizemi anımsadım. Bir dörtlüğün son dizesi:
Ben kendimi öldürmek içimde.
Görüyor musunuz? Yazdıklarımın yapısı yapımın yazgısına benziyor, korkuyorum.
(6 Aralık 1991- Baylan Pastanesi- Kadıköy)

Yazmak en büyük sağlıktır
