İSTANBUL BENİ BÜYÜLEDİ
Neden İstanbuldasınız?
Daha önce buraya gelme şansımın olduğu iki seferde de savaş yüzünden ve politik problemler yüzünden gelemedim. Ama tabii bu aralar herkes bana soruyordu, Neden hala İstanbulu görmediniz? diye. Ben de şu sıralar Atina ve Romada Diego Rivera yani babam üzerine verdiğim konferansları fırsat bilip İstanbula geldim ve 4 gün boyunca bu şehri tanıyacağım.
Aslında daha çok az yer gördüm İstanbulda ama gördüğüm şeyler bana İstanbulun öncelikle yüzde yüz insani bir şehir olduğunun, aynı zamanda da her sokakta çok büyük kontrastlar olduğunu gördüm. Bu bana kendi ülkemi hatırlattı. Her sokakta her semtte olağandışı birşeyler oluyor. İstanbul beni gerçekten çok etkiledi.
Babanız Diego Rivera İstanbula gelmiş miydi?
Zannetmiyorum ki babam İstanbula gelmiş olsun. Çünkü uzun süre Avrupada yaşadı; yaklaşık 14 sene İspanyada, Pariste, ve Avrupanın birçok şehrinde bulundu ancak İstanbula geldiğini hiç duymadım. Birkaç sene boyunca Rusyada da yaşadı ama buraya hiç gelemedi. Ama bana öyle geliyor ki eğer gelmiş olsydı bu şehre aşık olurdu.
 |
|
FRIDAYI DİĞER EŞLERİNDEN FAZLA SEVMEDİ
Babanızın eşleriyle olan ilişkileri belki çok romantize ediliyor, özellikle üçüncü karısı Frida kahloyla olan ilişlkisi gerek yazılan yazılar gerekse Hollywood tarafından yapılan filmlerde çok ön plana çıkarılıyor, bu konuda bizi aydınlatır mısınız? Frida babanızın tek aşkı mıydı?
Babamın Fridayla yaşadığı aşkı anlatan efsaneler aslında pek gerçeği yansıtmıyor. Babam Fridayı ilk karısı Angelina ya da benim annem ikinci karısı Guadalupe Marinden daha çok sevmedi. Bu üç kadın da farklı zamanlarda Diego Riverayı sevdiler ve onun tarafından sevildiler. Fridayla yaşadığı aşk çok fazla afişe edildi ve neredeyse bir reklam aracı oldu. Ama hiçbir zaman Frida, Diego Riveranın tek ya da en büyük aşkı olmadı. Diego Rivera ondan başkalarını da sevdi. Babam aslında aktris Maria Felixe de çok aşık oldu. Ona her gün çiçekler, küçük kartlar, ve kendi çizdiği ufak resimler gönderirdi. Fridanın onun hayatının tek ve en derin aşkı olduğu sadece bu fikirden para kazabileceklerin yaptığı bir reklam. Ama tabi ki Fridayı çok sevdi, onun ölümnden sonra da çok acı çekti. Çünkü Frida ve babam birbirlerinin hayatlarının içindeydiler, birbirinden destek alan bir çifttiler ve bunun büyük kısmı psikolojik destekti. Tabii bir de duygusal desteği eklemem gerekecek.
Ancak babamın hayattaki en büyük aşkı herşeyden önce sanatıydı. Onun için yarattığı sanata inancı komünizme olan inancı ve sevgisinden çok daha güçlüydü. Meksika için resim yapması gerektiği zaman da Komünist partiden ayrıldı, çünkü o Meksikanın hikayesini, geçmişini resmetmeyi ve Meksika için çalışmayı komünist partiden çok daha fazla önemsiyordu.

Video: Frida Tembeldi

FRIDA ÇOK TEMBELDİ
Babanızın Fridanın resimlerini bitirdiği hakkındaki söylentilere ne diyeceksiniz?
Babam Fridanın bazı resimlerini bitirdi çünkü açıkça söylemek gerekirse Frida çok tembeldi. O resim yapmayı sevmezdi, ve babamın onu başladığı resimleri bitirmesi için ikna etmesi gerekirdi. Ve düşünürseniz Frida hayatı boyunca nerdeyse sadece 50 tane resim yaptı ve çok da erken vefat etmedi. Çok daha fazla resim yapabilirdi. Ben bir sene boyunca babam ve Frida ile yaşadım ve babamın onun resimlerini bitirmesine yardım ettiğini kendi gözlerimle gördüm. Çünkü Frida onları bitirmek istemiyordu.
Resimden anlayan insanlar ve özellikle babamın resim stilini bilen insanlar, Fridanın hangi resmini bitirip hangi resminin babam tarafından bitirildiğini açıkça görebiliyor ve söyleyebiliyorlar. Çünkü her ressamın kedine ait bir stili, bir fırçavuruşu vardır ve sanat uzmanları bunu kolayca farkederler.
FRIDA GERÇEK BİR KOMÜNİSTTİ
Frida ve Diego ilk kez karşılaştıklarında Frida çok genç bir kızdı. Çok akıllı, çok sempatik ve de çok güçlü komünist eğilimleri olan bir kızdı. Birçok insan bu konuda konuşmaz ama Frida gerçek bir komünistti. Amerika Birleşik Devletleri onu zamanında ülkeye kabul etmedi. Şimdi bunun hatırlatılmasını, Fridanın komünistliğinin ortaya çıkmasını istemiyorlar ama o gerçek bir komünistti. Ve bu da babamın ilgisini çekti. Babam Fridanın komünist partinin bri savaşçısı olmasını da sevmişti.
Babam Fridayla ilk kez Tina Modottinin evinde karşılaştı ki, Tina Modotti bir Sovyet ajanıydı. Ama kimse bundan bahsetmiyor. Herkes Diego Rivera için komünistti diyor ama Frida Kahlo da komünistti, aralarındaki fark ne? Frida kadın diye mi gözardı ediliyor? Politik eğilimleri, başka kadınlar tarafından sevilsin diye mi gözardı ediliyor?
BABAM KOMÜNİST DEĞİLDİ
Babamın ön sıralarda bir komünist olduğu yine onun hakkında yaratılmış bir efsaneden ibaret. Diego Rivera komünist değildi, o bir Troçkistti, o bir sosyalistti. O Leninist sosyalizme ve daha sonra da Troçkistin marksizm yorumunda fakir halka yardım edecek bir güç görmüştü. Onun ideolojik olarak en güçlü inancı bunda yatıyordu. Ve babam icra ettiği sanatını da Meksika halkına adadı. Bilinmesi gereken en önemli şey, Diego Riveranın Meksika halkını kadınlarından çok daha fazla sevdiğidir.
Sosyalist ideolojinin babanızım sanatındaki yerinden bahsedebilir misiniz?
Diego Rivera resmettiği tüm eserlerini, tüm murallerini sosyalist ideolojiye bağlı olarak resmetti. Onun istediği fakir Meksika halkının, köylülerin kendi gerçek hikayelerini bilmeleri, gerçek geçmişlerini düşünmeye başlamaları ve içersinde bulundukları cehalettenten kurtulmalarıydı. Ve tabi bunu marksist ve sınıflar çatışması perspektifinden resmetti.
Diego Rivera için Meksikanın, Amerikanın ve Avrupalılıarın fethinden önceki tarihi çok büyük önem taşıyordu. Bu tarih günümüzdeki Meksikalıların, Meksika Kültürünün asıl köküydü. Meksika, bu tarihiyle 4,000 yıl boyunca kendi kültürüne sahip çıkmış bir ülkeydi. Bunu anlatmak istedi babam. Ve şimdi ülkemizde varolan birçok soruna rağmen Meksikalı olmaktan gurur duymalıyız, buydu anlatmak istediği. |
|
Diego Riveranın sanat geçmişi akademiye dayansa da o dönemin estetiğini reddederek kendi tarzını yaratıyor, biraz da Riveranın kendine özgü sanatsal tarzından bahseder misiniz?
Diego Rivera öncelikle San Carlos Güzel Sanatlar akdemisinde eğitim gördü. Okulun önde gelen mezunlaından biri oldu. 1907de okuldan mezun olduğunda Avrupaya gitmeye karar verdi. İspanyaya gitti ve orada 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başındaki en önemli ressamlardan biri oldu. O dönemde Chicharroyla beraber oldu. Ve o sırada yarattığı bütün eserler İspanyol Akademisinin tarzını benimsediğini gösteriyordu. 1910da Meksikaya geri döndüğünde açtığı sergi çok büyük ilgi gördü. Ama aynı yıl Zapata ile tanıştı ve Meksikadaki yerli halkın geçmişten farklı bir biçimde aşağı görüldüklerini, ve bastırıldıklarını acıyla farketti. Toledoya geri döndüğünde yaptığı çalışmalar ise onu döneminin en büyük dört kübist ressamından biri haline getirdi. O, Picasso ve Gris kadar önemliydi.
PICASSO BABAMIN BİR RESMİNİ KOPYALAMIŞTI
Diego Riveranın o dönemde en yakın arkadaşları kimlerdi, kimlere güvenirdi?
Babamın en yakın arkadaşları arasında Pariste yaşayan Rus ressamlar, Modigliani, Foucault, ve heykeltraş Lipschitz sayılabilir. Picasso da babamın zamanında çok iyi arkadaşıydı ama aralarında bir fark vardı. Picasso, babamın resimlerinden birini kopyalamıştı ve bu babamı kızdırdı. Babam bunu ortaya çıkardı ve tabi bir de babamın Meksikalı olması onun için bir dezavantajdı. Özellikle o dönemde Fransada Meksikalı olmasından dolayı ayrımcılığa maruz kaldı. O dönemde Mulato olduğu için ne Juan Gris ne de İtalyan olduğu için Moririana hakettikleri pozitif tepkiler gösterilmedi.
PICASSO HERŞEYİN İSTEDİĞİ GİBİ OLMASINI İSİTİYORDU
Picasso babamın Kübist olmadığını iddia etmişti, çünkü babam kübist tarzında resmettiği eserlerde meksika kültüründen gelen renkleri ve objeleri kullanıyordu ama bu Picassoyu çok rahatsız ediyordu çünkü Picasso kübist resmin sadece kendi istediği yönde yapılmasını istiyordu, yoruma açık değildi onun kübizmi. Ama babam bu görüşe tüm gücüyle karşı çıktı. Ben Picassonun istediği gibi değil kendi istediğim gibi resim yapacağım dedi. Zaten bu yüzden araları açıldı.
Andre Bretonla yazdıkları manifestodan da bahsedebilir misiniz?
Andre Bretonla yaşanan hikaye 1938de cereyan etti. Troçki Meksikaya vardığında uluslararası cesareti yeniden yaşatmak istiyorlardı. Breton da Paristen Meksikaya Troçkiyi görmeye geldi. Onun da istediği Cuarta internacionali yeniden yürürlüğe koymaktı. Ve üçü Troçki, Breton ve babam yeni bir devrimin sinyallerini veren ve sanatın da bu devrimin gerçekleşme sürecinde alacağı yeri ve pozisyonu belirleyen bir manifesto yazdılar. Ama bu manifesto basıma gideceği zaman Breton, babamın imzalamasını istemedi. Breton aslında babamın yazarların arasında görünmesini istemiyordu ve babam bunu Troçkiye anlattığında beklediği reaksiyonu görmedi. O andan itibaren babamın Breton ve Troçkiyle arkadaşlığı bitti. Çünkü kendisi bu durumdan iğrendi.
TROÇKIYİ MEKSİKADA YAŞADIĞI DÖNEMDE TANIDIM
Ben Troçkiyi Meksikada yaşadığı dönemde tanıdım. Troçki Meksikayı gerçekten sevmiş, çok kısa bir zamanda da İspanyolca öğrenmişti. Babamla birlikte ülkeyi gezdiler. Hep birlikteydiler. Tabi aralarında çokça Rusça konuşurlardı, çünkü babam Rusça konuşmayı çok severdi. Tabii bir de Fransızca konuşurlardı ve malesef ben o dönemde ne Rusça ne de Fransızca bildiğim için dediklerinden hiçbirşey anlamazdım.
GERÇEKTEN ÇOK İYİ BİR BABAYDI
Diego Rivera gerçekten çok iyi bir babaydı. Çok sertti, çünkü benim ve kızkardeşimin kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar olarak yetişmemizi istiyordu. Bizim kesinlikle üniversite okumamızı ısrar etti. Bizi devamlı konserlere, sinemalara götütürdü ki, kültürlü birer birey olabilelim. Ben ve kızkardeşim her zaman için babamın hayatının bir parçasıydık. O çok iyi bir babaydı. Ama tabii ben babamın ideolojik adımlarını takip etmeyince bana gerçekten çok kızmıştı. Ama o ölmeden önce ona özgür olmak için komünist olmak gerekmediğini gösterebildim.
FRIDA ÖLDÜKTEN SONRA ANNEMLE EVLENMEK İSTEDİ
Annem ve babam her zaman arkadaş kaldılar. Frida öldükten sonra babam yeniden annemle evlenmek istedi, ama annem onun yeniden evlilk teklifini kabul etmedi, çnkü annem babamın bizden istediği gibi özgür ve kendi ayaklrının üzerinde durmayı bilen bir kadın olmuştu. O artık sadece eş olmak istemedi. Ama yine de hep arkadaş kaldılar, babamın 1938de yaptığı annemin portresi Lupe Marin de bence babamın başyapıtıdır. Annem ölene kadar arkadaş kaldılar ve annem öldüğünde babam çok acı çekti.